top of page
Search

Tren Geçmeyen İstasyon- Dalamanda Siyahlar, Sudan da Türkler

Writer: Murat Igcioglu
Murat Igcioglu
2 hours ago
7 min read

Oct 17, 2026 · @Murat IGCIOGLU


Ağustosun sonuydu. Fethiye'den Muğla'ya giden kamyonun kasasında, pamuk çuvallarının arasında oturuyordum. O yıllar toz insanın dişinin arasına girer, oraya yerleşirdi. Göcek yokuşlarını inip ovaya düştüğümüzde şoför Hasan Efendi motorun öksürüğüne kulak verdi, sonra sövdü. Kamyon Çakallık'ın girişinde, iki sıra okaliptüsün altında durdu.

— Radyatör, dedi. Bir saat sürer. Belki iki.

İndim. Ova sıcaktan titriyordu. Yolun iki yanındaki okaliptüsler bizim ağaçlarımıza benzemezdi. Kabukları soyulmuş, bembeyaz, uzun boylu, yabancı. Gölgeleri bile başkaydı; ince, kokulu.

Okaliptüslerin bittiği yerde bir bina gördüm. Yontma taştandı. Yüksek, kemerli kapıları, sıra sıra pencereleri vardı. Önünde geniş bir peron uzanıyordu. Bir köşesinde, camı kırık, demir parmaklıklı küçük bir gişe duruyordu. Duvarın tepesinde saat yeri vardı, ama saat yoktu.

Bu bir istasyondu. Haydarpaşa'nın küçük, unutulmuş bir kardeşi gibi. Yalnız bir eksiği vardı: ray yoktu. Ne önünde, ne arkasında. Peronun dibinden pamuk tarlaları başlıyor, ufka kadar gidiyordu.

Binanın yanındaki kahvenin asma altında üç beş kişi oturuyordu. Birinin yüzü öğle güneşinde abanoz gibi parlıyordu. Yaşlıydı. Sakalının beyazı, teninin koyuluğuna ikinci bir yüz çiziyordu. Elinde kehribar bir tespih vardı. Yanına oturdum. Kahveci çay getirdi.

— Tren kaçta geçer buradan? dedim, şaka yollu.

Masadakiler güldü. Yaşlı adam gülmedi. Tespihi bir tur çevirdi, sonra Muğla ağzıyla, ağır ağır konuştu:

— Bu gara tren gelmedi, oğul. Gelecek olsa da yolunu bilmez.

Adı Ömer'di. Herkes Ömer Dede derdi. İlk çayı bitirene kadar bir şey demedi. İkinci çayda anlatmaya başladı.

— Mısır'ın bir hıdivi vardı, Abbas Hilmi Paşa derlerdi. Gemiyle gezmeyi severdi, avı severdi. Bir yaz yatıyla Sarsala'ya demirlemiş. Kıyıya çıkmış, şu ovaya bakmış. O zaman burası bataklıktı, sazlıktı. Kazı, ördeği, domuzu, geyiği boldu. Paşa'nın gönlü kaymış. Almış da. Köyü, tarlası, ormanı, ne var ne yok.

Tespih durdu.

— Sonra Frenk mimarlara iki iş ısmarlamış. Kahire'ye bir tren garı, Dalaman'a bir av köşkü. Frenkler planları çizmişler, malzemeyi hazırlamışlar, iki gemiye yüklemişler. Biri Mısır'a gidecek, biri Sarsala'ya. Kâğıtlar mı karıştı, kaptanlar mı şaşırdı, Allah bilir. Kahire'ye köşkün planı gitmiş, buraya garın.

— Kimse fark etmemiş mi?

— Kim fark edecek? Usta Frenk, amele bizden, Paşa Mısır'da. Taşı yontmuşlar, duvarı örmüşler. Gişesini bile yapmışlar, bilet kesecekmiş gibi. Kahire'de de hurmaların arasına bir avcı köşkü dikilmiş. Orada da kimse sormamış, şehrin orta yerinde bu ne köşkü diye.

Masadakiler yine güldü. Hikâyeyi yüz kere dinledikleri belliydi, gene de gülüyorlardı.

— Paşa gelmiş, bakmış. Av köşkü diye bir istasyon. Kızmış mı, gülmüş mü, onu ben bilemem, görmedim. Babam bıyık altından güldüğünü söylerdi. Yıktırmamış. Saatini söktürmüş, yanına da bir cami yaptırmış. Oturduğun yerden görürsün minaresini.

Baktım. Gerçekten de binanın yanında alçak, beyaz bir minare vardı.

— Gemiler yalnız taş getirmemiş ama, dedi Ömer Dede. Sesini alçalttı. Demir getirmişler, tuğla getirmişler, okaliptüs fidanı getirmişler. Bir de insan getirmişler.

Tespihi bıraktı, iki elini masaya koydu. Elleri benimkilerin iki misliydi. Avuçlarının içi açık renkti, sırtları kapkara.

— Benim dedem o gemilerin birinden indi. Sudan'dan, Nil'in yukarısından. Kimi köle der, kimi amele. Dedem asker derdi, Paşa'nın askeri. Ne derlerse desinler oğul, ambarda geldiler, kendi istekleriyle gelmediler. Sarsala'dan yürüyerek şu ovaya indiler. Bataklığı kuruttular, kanal açtılar, pamuk ektiler. Sıtma kaçını titretti, kaçını götürdü. Mezarları şu tepede.

Bir süre konuşmadık. Kahvenin önünden, kürekleri omuzlarında, gri elbiseli bir sıra adam geçti. Tarlaya gidiyorlardı. Arkalarından tüfekli bir jandarma esneyerek yürüyordu.

— Mahpuslar, dedi Ömer Dede. Paşa'nın çiftliği şimdi devletin. Harp çıkınca Paşa'nın malına el koydular. Sonra bankalar aldı, sonra devlet. Devlet de ucuz el lazım diye mahpus getirdi. Dedemler gemiyle geldi, bunlar kamyonla. Toprak aynı toprak.

— Peki bina?

— Bina mı? Karakol oldu, kâtiplik oldu, ambar oldu. Bir tek istasyon olamadı.

Bu sefer güldü. Dişleri bembeyazdı.

— Ama sana bir sır vereyim, dedi. Aslında burada bir zamanlar ray vardı. Küçük, kara bir tren, ardında vagoncuklar, Sarsala'dan çiftliğe yük taşırdı. Dekovil derlerdi. Harpte söktüler, götürüp sattılar. Ona tren denmez gerçi, oyuncak gibiydi. Garın önünden de geçmezdi zaten.

Uzaktan kamyonun kornası duyuldu. Hasan Efendi el sallıyordu. Kalktım. Çayların parasını vermek istedim, Ömer Dede bileğimi tuttu.

— Sen misafirsin, dedi. Biz buraya misafir geldik, bir daha gidemedik. Sen git.

— Hiç gitmek istemedin mi, Dede? Sudan'a?

Gözlerini kıstı, ovaya baktı. Okaliptüslerin ötesinde pamuk tarlaları, onların ötesinde dağlar, dağların ardında deniz.

— Ben burada doğdum, oğul. Dedemin Nil'i varsa, benim de Dalaman Çayı'm var. Ben Muğlalıyım. Bunu bana kimse bilet sorar gibi sormasın.

Kamyona bindim. Çakallık'ın tozunu kaldırarak yola çıktık. Dönüp baktım. İstasyon, akşamüstü ışığında altın rengine kesmişti. Önünde ne ray vardı, ne tren. Yalnız asma altında yaşlı bir adam elini kaldırmış, gidenleri uğurluyordu.

O gün anladım ki bazı istasyonlar tren için yapılmaz. Gelenleri karşılamak, gidenleri uğurlamak için yapılır. Dalaman'ın garına hiç tren gelmedi. Ama gemilerle gelenler geldi ve kaldı. Yolun iki yanındaki okaliptüsler gibi: yabancı diye gelmişlerdi, bu toprağa en derin kökü onlar salmıştı.


Dalamanda Siyahlar, Sudan da Türkler

Kısaca: Bu iki konu aslında aynı köprünün iki ucu. Dalaman–Ortaca’daki Afro-Türklerin önemli bir kısmının kökeni, Osmanlı’nın 1820–1885 arasında Mısır üzerinden yönettiği Sudan’a ve Mısır Hıdivi II. Abbas Hilmi Paşa’nın Dalaman’daki çiftliğine dayanıyor. Bölgede eskiden “zenci” denirdi; topluluk bugün kendini “Afro-Türk” olarak adlandırıyor.

Dalaman’ın Afro-Türkleri: kaç kişiler, nereden geldiler

Sayılar kaynağa göre çok değişiyor. DHA’nın haberine göre ataları 19. yüzyılda Mısır ve Sudan’dan getirilenlerin Muğla’daki sayısı 2 bin civarında. Topluluk üyeleri Ortaca ve Dalaman’da 250–300 hane olduklarını söylüyor. Başka bir habere göre Dalaman, Köyceğiz ve Ortaca’da yaşayanların sayısı 3 bin kadar. 2009'da dernek yöneticisi Ali Karakuş ise Milas, Ula, Köyceğiz, Ortaca ve Dalaman’da 20 bin kişiden söz etmişti. Bu son rakam büyük olasılıkla abartılı. Muğla'nın Afro-Türkleri +2

Karakuş iki ayrı geliş dalgası anlatıyor. Birinci grup Osmanlı’nın son döneminde tütün ve pamuk tarlalarında çalıştırılmak üzere getirilmiş. İkinci grup ise 1900'lerin başında Hıdiv Abbas Hilmi Paşa’nın Dalaman’daki üretim çiftliğine getirilmiş. Çiftlik kapanınca Atatürk döneminde bu gruba bedelsiz toprak verilmiş.

Asıl hikâye: Hıdiv’in çiftliği (arşiv belgeleri ne diyor)

Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nden iki yeni makale, gazetelerde dolaşan anlatıyı Osmanlı ve Cumhuriyet arşivleriyle düzeltiyor:

  • Abbas Hilmi 1874'te İskenderiye’de doğmuş, 1892'de hıdiv ( Mısır Valisi )olmuş. Muğla kıyılarındaki keşif gezilerine 1899'da başlamış. Haberlerde geçen “mülkiyet 1874'te ona geçti” bilgisi bu yüzden yanlış; 1874 onun doğum yılı.

  • 1910 sonuna kadar Köyceğiz, Dalaman ve Fethiye’de 78 parça halinde yaklaşık 300 bin dönüm arazi satın almış. Çiftliklerin sınırları içinde 18 köy ve 3.367 kişi yaşıyormuş.

  • Afrikalılar konusu: Akça’ya göre Hıdiv ( Mısır valisi) , Ortaca ve Dalaman’daki çiftliklerinde çalıştırmak için Sudan bölgesinden yüzlerce kişi getirmiş. Bunlar işçi, asker, teknik eleman ve mühendislerden oluşuyormuş. Çiftlikte susam, pamuk, buğday ve narenciye gibi ürünler yetiştirilip Sarsala iskelesinden ihraç edilmiş. Makalenin İngilizce özetinde ayrım daha net: tarım işçileri Sudan’dan, mühendisler ve teknik kadro Mısır’dan gelmiş.

  • Hıdiv bölgede bir derebeyi gibi davranmış. Jandarma raporlarına göre köylülerin arazi ve ormanlarına el konulmuş, Dalaman Kıptilerinin sazdan evleri yakılmış, askerlik çağındaki gençler orduya gönderilmemiş. Halk Hıdiv’den “şah” diye söz ediyormuş. Dalaman’ın 1913'te nahiye yapılmasının bir nedeni de bölgede devlet otoritesini yeniden kurmakmış.

  • Sonrası: I. Dünya Savaşı’nda Hıdiv’in mallarına el konulmuş. Çiftlik 1928'e kadar onda kalmış, sonra borçları karşılığında İş Bankası ve Ziraat Bankası’na ipotek edilmiş. Devletin 1935'te başlattığı satın alma 1940'ta tamamlanmış. 1942'de çiftliğe tarım açık cezaevi kurulmuş, çiftlik içindeki 10 köy de Ortaca’ya taşınmış.

  • Önemli bir ayrıntı: Hıdiv 1920'de verdiği dilekçede, savaş yıllarında çiftlikteki Mısırlıların iaşesini kendisinin üstlenmek zorunda kaldığını yazıyor. Bu da savaş boyunca orada Mısır/Sudan kökenli bir nüfusun kaldığını gösteriyor.

Arşiv kaynakları bu insanların köle mi, yoksa ücretli işçi ve asker mi olduğunu açıkça söylemiyor. Popüler anlatılar bu ikisini birbirine karıştırıyor.

“Tren geçmeyen istasyon”: efsane mi?

Herkesin bildiği hikâye şöyle: Hıdiv Dalaman’a av köşkü, İskenderiye’ye de tren garı yaptırmak istemiş. Fransızlar planları karıştırınca gar binası Dalaman’a yapılmış. Ancak hikâyenin kendisi bile tutarsız; DHA’daki versiyonda garın yapılması gereken yer İzmir.

Akademik makalelerde bu karışıklıktan hiç söz edilmiyor. Bunun yerine gerçek bir demiryolu belgeleniyor: Hıdiv’e 1 Mayıs 1912'de Sarsala’dan çiftliğe şose yol ve dekovil (dar hatlı demiryolu) yapma izni verilmiş. Savaş yıllarında da hükümet bu dekovil hattını söküp satmış. Yani Dalaman’da bir zamanlar gerçekten raylar vardı. “Hiç tren uğramadı” kısmı büyük ihtimalle sonradan süslenmiş bir yerel efsane. Bina bugün TİGEM’in Dalaman işletmesine hizmet veriyor.

Bugün

Topluluk üyeleri Türk isimleri taşıyor. Yazar İbrahim Aydınlı atalarının Sudan’dan geldiğinin anlatıldığını söylüyor; Ortacalı çiftçi Mehmet Bozyer ise köklerinin Mısır’da olduğunu belirtiyor. Melek Dinçözden, siyahi bir kadın olarak milletvekilliğine aday olmak istediğini açıklamış. Daha önce de Antalya Havalimanı’nda pasaportu sahte sanılarak gözaltına alındığını anlatmıştı. Muğla'nın Afro-Türkleri +3 ( fotoğraflara buradan erişebilirsiniz)

Dalaman’ın efsanevi başkanı Musa Siva da bu topluluktan geliyor. Sözcü’deki bir yazıda Dalaman’ı Dalaman yapan başkan olarak Afro-Türkler arasında sayılıyor. 15 yıl belediye başkanlığı yapmış, Fethiyespor’a da önemli destek vermişti. 2013 Ocak’ında vefat etti.

Sudan’daki Türkler

  • “Türkiyye” denen dönem 1820'de Kavalalı Mehmet Ali’nin fethiyle başladı ve 1885'te Mehdi’nin Hartum’u almasıyla sona erdi. Bu dönemde Sudan’da görev yapan üst düzey memur ve subayların çoğu Mısırlı değil, Osmanlı kökenliydi. 1899'daki İngiliz–Mısır anlaşmasıyla Osmanlı’nın Sudan’la hukuki bağı tamamen koptu. Turco-Egyptian Sudan +2

  • Kalan izler: Sudan Arapçasında hâlâ Türkçe kelimeler kullanılıyor. Sevakin adasındaki mimari ve Hartum’daki Türk mezarları da bu mirasın kanıtı sayılıyor. Küçük bir düzeltme: Hartum’daki o iki türbe aslında Mehmet Ali hanedanı adına görev yapmış iki Çerkes genel valiye ait. sakaryaWikipedia

  • Türkiye’nin Hartum Büyükelçisi Neziroğlu’na göre Sudan’da çok sayıda Türk kökenli aile, Türkiye’de de Sudan kökenli aileler yaşıyor. yeniakit

  • İki ucu birleştiren bir belgesel de var. Hartum’daki Türk kökenli Mandil ailesinden başlayıp Sudan’dan Dalaman’a uzanan göç hikâyesini İbrahim Aydınlı, Melek Dinç ve Ömer Musa Siva gibi isimlerle anlatıyor. Ancak belgeselin adını ve hangi kanalda yayınlandığını doğrulayamadım. yandex

  • Günümüz: 2023'te iç savaş başladığında Sudan’da 2.600 kayıtlı Türk vatandaşı yaşıyordu; bunların çoğu Hataylıydı.

  • Yan bir not: Lordlar Kamarası üyesi Kıbrıslı Türk Meral Hüseyin Ece ile Tracey Emin, 1860'larda kaçırılıp Kıbrıs’ta köle olarak satılan Sudanlı Abdullah’ın soyundan geliyor.

Daha derine inmek istersen

  • İbrahim Aydınlı’nın Devran-ı Dalaman kitabı. 2021'de, Osman Gürün’ün Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde kitap haline getirilmiş.

  • Mehmet Temel (2025) ve Bayram Akça (2026) makaleleri. İkisi de DergiPark’ta ücretsiz okunabiliyor.

  • Akça’nın kaynakçasında iki eser daha var: Hale Soysü’nün Sudanlılar bölümü de içeren Kavimler Kapısı-1 kitabı ve İmdat Çatak’ın 2024 tarihli Dalaman yüksek lisans tezi.

İstersen bunları blogun için bir yazıya çevirebilirim; özellikle “tren geçmeyen istasyon” efsanesiyle arşiv belgeleri arasındaki fark iyi bir hikâye çıkarır.

Kaynaklar:


 
 
 

Recent Posts

See All
Kurban Bayramı

Oct 15, 2026 · @Murat IGCIOGLU Bizim evde bayram, kapının ilk çalınışıyla başlardı. Aydın'ın o güneşli bayram sabahlarından biriydi. Oniki yaşlarındaydım. Bizim aile bayramı en büyüğün evinde geçirmey

 
 
 
Yıldız Teyze / Annem, Yusuf Amca / Babam

Oct 15, 2026 · @Murat IGCIOGLU Taşradan İstanbul'a okumaya gelen bir çocuğun ilk yılı nasıl geçer, bilir misiniz efendim? Ben bilirim. Yıl 1979'du. Fethiye Lisesi'ni bitirmiş, İTÜ Makina'yı kazanmıştı

 
 
 

Comments


  • Facebook
  • LinkedIn
  • Instagram

©2022 by Experience.

bottom of page