top of page
Search

Gürültünün Ötesinde Memleketim

Writer: Murat Igcioglu
Murat Igcioglu
2 days ago
3 min read

Updated: 11 minutes ago

Memleket İsterim

Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

Memleket isterim
Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

Memleket isterim
Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.

Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikayet ölümden olsun.

Gürültünün Ötesinde Memleketim

Oct 9, 2026 · @Murat IGCIOGLU

Önce iki kelime: vatansever ve milliyetçi

Bu iki kelime çoğu zaman aynı cümlede, hatta birbirinin yerine kullanılıyor. Oysa vurguları farklı: biri daha çok neyi sevdiğimizle, öteki daha çok kim olduğumuzla ilgili.

Vatanseverlik, insanın doğup büyüdüğü ya da kendini ait hissettiği toprağa, o toprağın insanlarına, diline, doğasına ve hafızasına duyduğu sevgi ve bağlılıktır. Ölçüsü aidiyet ve sorumluluktur: sevdiğin yerin daha iyi, daha adil, daha güzel olmasını istemek ve bunun için elini taşın altına koymak. Vatansever ülkesini eleştirebilir de, çünkü eleştirisi sevgiden beslenir.

Milliyetçilik ise ortak bir tarih, dil, kültür ve kader duygusuyla birbirine bağlanmış bir topluluğun, yani milletin kimliğini, bağımsızlığını ve çıkarlarını merkeze alan düşünce ve siyasi tutumdur. Modern ulus-devletlerin kuruluşunda belirleyici olmuş, Türkiye'de de Kurtuluş Savaşı'nın ve Cumhuriyet'in kurucu fikirlerinden biri sayılmıştır. Anayasamız da Türklüğü soy üzerinden değil, devlete vatandaşlık bağıyla bağlı olmak üzerinden tanımlar.

İki kavramın ilişkisi tartışmalıdır. George Orwell gibi düşünürler vatanseverliği savunmacı bir sevgi, milliyetçiliği ise kendi grubunu üstün görmeye yatkın bir tutum olarak ayırır. Milliyetçiliği savunanlar ise onu bir milletin öz güveninin, birliğinin ve bağımsızlığının teminatı olarak görür; vatandaşlığa dayanan kapsayıcı milliyetçiliği dışlayıcı biçimlerinden ayırır. Pek çok insan da kendini rahatlıkla hem vatansever hem milliyetçi olarak tanımlar.

Bu yazı, hangi kavramı benimsersek benimseyelim hepimizi buluşturan ortak paydanın yazısı: bu toprağı sevmenin.

Gürültünün ötesinde bir şarkı

Son dönemde ekranlar da sohbet masaları da fazlasıyla gergin. Sert cümleler, keskin ayrışmalar, bitmek bilmeyen tartışmalar... İnsan sabah haberlerine bakarken bu ülkenin aslında ne kadar güzel olduğunu unutabiliyor.

Tam böyle zamanlarda bir şarkı insanı kendine getiriyor. Bir Başkadır Benim Memleketim o şarkılardan biri. Memleket sevgisini büyük laflarla değil, sevdiğini tek tek sayan bir âşığın diliyle anlatır.

Şarkıda Anadolu'nun yiğitleri, dağlarda destan yazan âşıkları, Yunus'u, Emrah'ı ve Mevlana'sı vardır. Leyla ile Mecnun'un ulaşılmaz aşkı, dağ başında türküsünü söyleyen çoban da oradadır. Şarkıya göre bu topraklarda varlıklısı da yoksulu da aynı sevdayı taşır.

Bence şarkının asıl söylediği şu: bu memleket hepimizin. Sevmek için kimseden izin almaya, kimseyi dışarıda bırakmaya gerek yok.

Bu toprakların güzellikleri

Dört mevsimi aynı anda yaşayan bir coğrafya. Bir bahar günü Erzurum'da kar yağarken Antalya'da denize girilebilir. Üç yanı denizle çevrili bu ülke, ortasında Marmara gibi bir iç deniz saklar. Karadeniz'in sisli yaylaları, Kaçkarlar'ın buzul gölleri, Ege'nin zeytinlikleri, Akdeniz'in turkuaz koyları, Kapadokya'da peribacalarının üzerinde süzülen balonlar, Pamukkale'nin bembeyaz travertenleri, Nemrut'ta doğan güneş, Van Gölü'nün mavisi... İnsan bir ömür gezse bitiremez.

Taşın da toprağın da bir hafızası var. Göbeklitepe ile insanlık tarihinin takvimini yeniden yazdıran bu topraklar, binlerce yılı üst üste taşır. Çatalhöyük'ten Hattuşa'ya, Truva'dan Efes'e, Ani'den Mardin'in taş evlerine kadar her köşe ayrı bir medeniyetin izini sürer. İstanbul'da bir sabah vapura binip Ayasofya ile Süleymaniye'nin siluetine bakan, aynı anda pek çok çağın içinden geçer.

Gönlü geniş bir kültür. Yunus Emre'nin sevgiyi en sade sözlerle anlattığı, Mevlana'nın kapısını herkese açtığı bir gelenek bu. Karacaoğlan'ın, Erzurumlu Emrah'ın, Âşık Veysel'in sazı hâlâ dağlarda yankılanır. Türkülerimiz yöreden yöreye ağız değiştirse de aynı hasreti, aynı sevinci söyler.

Sofrası kalabalık bir ülke. Antep'in baklavası, Hatay'ın künefesi, Karadeniz'in hamsisi, Ege'nin zeytinyağlı otları, Urfa'nın isotu, Kayseri'nin mantısı... Hafta sonu kahvaltısı başlı başına bir tören, bir bardak çay her kapıyı açan bir anahtardır. Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı olduğuna hâlâ inanırız.

Ve en çok da insanı. Yolda kalana duran yabancı, tanımadığı misafire sofrasında yer açan teyze, kapısını çalanı aç göndermeyen komşu bu toprakların asıl zenginliğidir. Zor günlerde, felaket anlarında birbirine koşan, yarasını birlikte saran bir halkız. Gerginlik ekranda kalıyor; sıcaklık ise hâlâ sokakta, komşuda, köy kahvesinde.

Son söz

Memleketi sevmek, onun her hâlini onaylamak değildir; onu sahiplenmek, korumak ve daha güzel olması için emek vermektir. Fikirlerimiz ayrışabilir, seslerimiz zaman zaman yükselebilir. Ama aynı türküde hüzünlenen, aynı golde ayağa kalkan, aynı sofrada ekmeği bölen insanlarız.

Gürültü geçici, memleket kalıcı. Bir akşam Ayten Alpmanın sesi ile şarkısını açın, gözlerinizi kapatın ve bu toprakların sesini dinleyin. Şarkının adı boşuna konmamış: bir başkadır benim memleketim.



 
 
 

Recent Posts

See All
Babalarımız için- Sefer Tası

Bir öğleden sonra, üst düzey bir yöneticinin odasında oturuyorduk. Konuşma iş planlarından, rakamlardan, hedeflerden uzaklaşmış, bir şekilde toplumun duyarlılığına, insanın insana bakışına varmıştı. B

 
 
 

Comments


  • Facebook
  • LinkedIn
  • Instagram

©2022 by Experience.

bottom of page