top of page
Search

Gizli Kumsalda Bırakılan İsim: Seferis, Bir Şarkı ve Bir Ömrün Değerlendirmesi

  • Writer: Murat Igcioglu
    Murat Igcioglu
  • 33 minutes ago
  • 4 min read


Yorgos Seferis, Yadsıma (çev. Cevat Çapan) — kumda yazılan bir yazı, ve onu silen rüzgâr üstüne bir şiir.
YADSIMA

Bir güvercin gibi ak
o gizli kıyıda
susadık öğle üzeri:
ama tuzluydu sular.

Sarı kumların üstüne
adını yazdık onun,
ama bir rüzgâr esti denizden
ve silindi yazılar.

Nasıl bir ruh, bir yürek,
nasıl bir istek ve tutkuyla
yaşadık:yanılmışız!
Değiştirdik öyle yaşamayı.

Yorgo SEFERIS Çeviri : Cevat ÇAPAN

Bir sesin içine düşmek

Bazı şarkılar vardır, sözünü bilmeden de insanı vurur. "Sto Perigiali to Krifo" öyle bir şarkıydı benim için de — Maria Farandouri'nin sesi göğüs kafesinin içinde bir yerlere dokunuyor, Mikis Theodorakis'in bestesi sanki bir ninni kadar sade ama bir ağıt kadar ağırdı. O sesi dinlerken kelimeleri anlamıyor olmak bile bir şey eksiltmiyordu; tam tersine, dilin ötesinde bir şeyin doğrudan kalbe seslendiğini hissettiriyordu. Sonra Cevat Çapan'ın Türkçesiyle şiiri okuduğumda anladım ki o ezgiyi bu kadar derin kılan, altındaki sözlerin taşıdığı yüktü. O günden sonra bu şiiri her okuyuşumda gözyaşlarıma hâkim olamadığımı söylersem abartmış olmam.


Urla'dan Atina'ya: Bir Ömrün Öyküsü

Şiirin arkasındaki adam, Yorgos Seferis, 1900 yılında bugünkü İzmir'in Urla ilçesi sınırlarındaki antik Klazomenai'de doğdu — Seferihisar'a da komşu, o günlerin Osmanlı İzmir'inin Rum aileleri arasında sayılan bir çevrede. Babası Stelios Seferiadis hukukçu ve sonradan Atina Üniversitesi'nde profesördü; aynı zamanda şiir yazan, Byron çevirileri yapan biriydi. Seferis on dört yaşına kadar İzmir ve Urla'da büyüdü; I. Dünya Savaşı patlak verince aile 1914'te Atina'ya göç etmek zorunda kaldı.

Gençliği Paris'te geçti — Sorbonne'da hukuk okudu, İngiltere'de dil öğrendi ve ilk şiirlerini de bu yıllarda, 1918-1922 arasında yazmaya başladı. Eğitimini tamamlayınca diplomatlığı seçti; İngiltere, Arnavutluk ve Türkiye'de (Ankara'da konsolos olarak) Yunanistan'ı temsil etti. Ama hayatının en derin yarası 1922'de açıldı: doğduğu, çocukluğunun geçtiği İzmir'in yakılıp yıkılması, ailesi de dahil binlerce Rum'un Anadolu'dan kopup gitmek zorunda kalması. Seferis, o "Küçük Asya Felaketi"nin izini taşıyan kuşağın en büyük sesi oldu — şiirlerinde yitirilen bir vatanın, geri dönülemeyen bir çocukluğun hüznü hep dolaştı durdu.

1931'de yayımladığı "Strofi" (Dönemeç) adlı kitapta yer alan kısa bir şiirdi "Άρνηση" — Türkçeye "İnkâr" ya da "Ret" diye çevrilir, ama biz onu daha çok ilk dizesiyle, "Sto perigiali to krifo" diye tanırız. Otuz yıl kadar sonra Mikis Theodorakis bu şiiri besteledi; önce Grigoris Bithikotsis söyledi, sonra Maria Farandouri'nin yorumuyla bambaşka bir hayat kazandı. 1967'de Yunanistan'da askeri cunta iktidarı ele geçirdiğinde Seferis sessizliğe çekildi, eserleri yasaklandı — bu şarkı da aralarındaydı. Ama yasak bir şeyi öldürmedi, tam tersine onu direnişin marşı hâline getirdi. 1971'de Seferis öldüğünde, cenazesinde sokakları dolduran kalabalık, yasaklı bu şarkıyı hep bir ağızdan söyleyerek rejime karşı ilk büyük kitlesel tepkilerden birini verdi.

Ve 1963'te, Seferis Nobel Edebiyat Ödülü'ne değer görülmüştü — Helen kültürüne derinden bağlı, seçkin lirik yazınından ötürü. İzmir topraklarında doğmuş bir şairin, dünyanın en büyük edebiyat ödülünü kazanması, hem Yunan edebiyatı hem de bu toprakların ortak hafızası için özel bir andı.


Şiirin söylediği

Tam metnini burada paylaşamasam da, şiirin ne anlattığını anlatabilirim. Seferis bizi gizli bir kumsala götürür — güvercin gibi beyaz bir kumsal — orada öğlenin ortasında susamışlardır. Deniz suyuyla, tuzla bir isim yazarlar kumun üstüne: sevdikleri birinin adını. Ama açık denizden gelen rüzgâr güzel de olsa, o yazıyı siler götürür.

Şiirin son dizeleri ise bir itiraftır, bir hesaplaşmadır: nasıl bir yürekle, nasıl bir nefesle, ne kadar özlemle ve ne kadar tutkuyla hayatımızı kurduğumuzu, ve bunun bir yanılgı olduğunu anladığımızda hayatımızı değiştirdiğimizi söyler. Bütün gücümüzle inşa ettiğimiz bir şeyin, aslında yanlış temeller üzerine kurulduğunu görmenin acısıdır bu. Kendine yabancılaşma budur: gençliğin ateşiyle att attığımız her adımın, geriye dönüp baktığımızda bambaşka bir ışıkta görünmesi. Ve toplumun bir insana yabancılaşması da öyle — Seferis'in şiiri bir cuntanın diliyle yasaklanabildiği, ama bir cenaze kalabalığının sesiyle yeniden dirilebildiği için bugün hâlâ konuşuluyor.


Bizim de bir yadsımamız vardı

Biz de gençliğimizde büyük bir şey istedik. Partide, işçileri, köylüleri, bütün bir ülkeyi ve dünyayı değiştirmek bizim de hedefimizdi — bütün yürekle, bütün nefesle, bütün bir istekle. Ama kapitalizm de dünya da buna izin vermedi; o hedefi kaybettiğimiz yıllar yıllar oldu. Seferis'in dizelerinde anlattığı gibi: bütün gücümüzle kurduğumuz bir şey, zamanla yanıldığımızı gösterdi bize, ve biz de yolumuzu yeniden çizmek zorunda kaldık. Bu, benim kişisel bir ruh halim ya da geçici bir duygu durumum değildi — bir kuşağın, bir mücadelenin, bir dönemin ortak hikâyesiydi. Kumdaki isim silinmişti; ama kumsala inandığımız gerçekti.


Öte yandan, kendi zamanım

Bu şiirin beni bu kadar derinden vurmasının bir başka nedeni de var — az önce anlattığım o ortak mücadeleden ayrı, bana ait bir hikâye. Ben babamın kitapları arasında büyüdüm, saatlerce okuyarak geçirdim çocukluğumu — ve o okuma alışkanlığı hiç bırakmadı beni. Bir şiirin, bir cümlenin insanı bu kadar çıplak yakalayabilmesi, ancak yıllarca kelimelerle yaşamış birine olur.

Kendi yapım da hep hiperaktif oldu; kendimi didikleyip durduğum, bir şeyi değiştirmek için kelleyi koltuğa alıp attığım günler oldu — şirkette, hayatta, kendimle olan savaşımda. O günlerde zaman bile başka türlü akardı; saatlerce sürmüş gibi hissettiğim bir çabanın ardından saate baktığımda üç dakika geçtiğini görmüşlüğüm var. İşte Seferis'in kumsalda tuzla yazdığı o isim, bana hep böyle bir şeyi hatırlatıyor: bütün yürekle, bütün nefesle, bütün tutkuyla bir şeyler kurmak — ve sonra geriye dönüp bakınca, rüzgârın onu ne kadar sildiğini, ya da hâlâ orada durup durmadığını sormak.


Kumsala dönüp bakmak

Belki de yazmak — benim için blog yazmak, bir zamanlar dünyayı değiştirmeye çalışmak, bugün bu şiiri okuyup ağlamak — hep aynı şeyin, o rüzgâra karşı verilen küçük direnişin başka biçimleri. Seferis yanılgı der, ama bunun sadece bir pişmanlık olduğunu düşünmüyorum. Asıl mesele, o kumsala tekrar tekrar dönüp bakabilmek, orada ne yazdığımızı hatırlamaya çalışmak.

Kendine yabancılaşmanın çaresi de belki budur: unutmamak, ve her seferinde yeniden bakmaya cesaret etmek.



 
 
 

Comments


  • Facebook
  • LinkedIn
  • Instagram

©2022 by Experience.

bottom of page