Kitap: Yepyeni Bir Dünyanın Kapısı
- Murat Igcioglu
- 9 hours ago
- 2 min read

Kitap nedir diye sorsanız, bana kalırsa en doğru cevap şu olur: kitap, bir insanın hiç yaşamadığı bir hayatı, hiç gitmediği bir yeri, hiç tanımadığı bir insanı ona hediye eden şeydir. Elinizdeki birkaç yüz sayfa kâğıt, aslında sizi siz olmaktan çıkarıp bir anlığına başka biri yapan küçük bir mucizedir.
Bunu en iyi babamın hikâyesinden öğrendim.
Yozgat'ta Bir Genç Orman Şefi
Babam 1926 doğumlu. Daha on altı yaşında Bursa'da Orman Koleji'ni bitirmiş, mektepten çıkar çıkmaz Orman Teşkilatı ona bir görev vermiş: Orman Bölge Şefi. İlk görev yeri Yozgat. Düşünün; henüz on altı-on yedi yaşında bir delikanlı, memleketinden uzakta, tek başına, koca bir bölgenin ormanlarından sorumlu bir memur oluvermiş.
O yaşta, o yalnızlıkta bir genç ne yapar? Babam kitaba sarılmış. Öyle sıradan bir ilgi de değil bu; anlattığına göre neredeyse maaşının tamamını kitaplara yatırıyormuş. O yıllarda Varlık Yayınları'nın ünlü cep kitapları vardır — küçük, ince, cebe sığan ama içinde koca bir dünya taşıyan kitaplar. Babam da o kitapların arasında büyümüş, saatlerce, belki geceyi gündüze katarak okumuş.
Bir Kitabın Açtığı Kapı
O kitaplar yalnızca babamın değildi artık; benim de dünyamın kapısını araladı. Ben de babamın topladığı o kitapların arasında büyüdüm, saatlerce, bazen günlerce okurdum. Bana her seferinde yepyeni bir dünya açardı. Kadınları, kızları ilk orada tanıdım. Arkadaşlığı, dostluğu, kardeşliği oradan öğrendim. İyilik neydi, kötülük neydi; aşk neydi, ihanet neydi — hepsi o sayfalardan geldi bana. Belki de o kadar insanla tanışma imkânım bile olmadan, kitaplar sayesinde koskoca bir insanlık hâlini, bütün duygularıyla, bütün çelişkileriyle tanıdım.
Ve bu bir çocukluk merakı olarak kalmadı. O günden sonra çok ama çok okudum; yıllar geçtikçe de bu iştah hiç dinmedi. Hâlâ okuyorum.
İşte kitabın insana verdiği asıl şey bu değil mi? Bir insanın psikolojisini, iç dünyasını genişletmek. Hiç yaşamadığınız bir aşkı hissetmenizi, hiç tanımadığınız bir ihaneti anlamanızı, hiç görmediğiniz bir dostluğu içinizde büyütmenizi sağlamak. Kitap okumayan bir insan, sadece kendi hayatı kadar bilir dünyayı. Kitap okuyan bir insansa, yüzlerce hayatı kendi hayatına ekler.
Bir Cümlenin Mucizesi
Düşünün bir kere: bir cümle okuyorsunuz. O cümleyi yazan insan, sizinle aynı mekânda değil, belki dünyanın öbür ucunda yaşamış. Belki de sizinle aynı ülkede bile değil. Üstelik yüzlerce yıl önce yazmış o cümleyi. Ama siz o satırı okurken, sanki kendi sözünüzmüş gibi içinize alıyorsunuz. Sanki o duyguyu siz yaşıyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz. O yazarın acısı sizin acınız, sevinci sizin seviniciniz oluyor bir anlığına.
Zaman da mekân da ortadan kalkıyor aslında. Yüzyıllar öncesinden, denizler ötesinden bir insan, size doğrudan konuşuyor — ve siz onu dinlerken değil, sanki onu yaşarken buluyorsunuz kendinizi. Bundan daha büyük bir mucize var mı bilmiyorum.
Kitabın Faydası: İçe Bakan Bir Ayna
Kitabın insana en büyük faydası da tam burada saklı bence. Kitap size bilgi verir elbette, ama asıl verdiği şey empatidir — başkasının yerine geçebilme, başkasının gözünden bakabilme yeteneği. Kitap okuyan bir insan, yalnızlığında bile yalnız değildir; çünkü içinde taşıdığı yüzlerce karakterle, yüzlerce hikâyeyle konuşabilir kendi kendine.
Babamın Yozgat'taki o genç hâlini düşündüğümde hep bunu hatırlarım. Belki de tanıdığı ilk gerçek "insan"lar, kitaplardaki insanlardı. Belki hayata dair ilk derin duyguları, o cep kitaplarının sayfalarında yaşadı. Ve belki de bugün ben babamı, onun bana anlattığı o kitap tutkusuyla bu kadar iyi tanıyorum — çünkü o da bana, kendisine kitapların açtığı o kapıyı miras bıraktı.
Kitap, sonuçta, insanın kendisiyle ve insanlıkla kurduğu en sessiz ama en derin sohbettir. Ve bu sohbet, bir kere başladı mı, bir daha hiç bitmiyor.



Comments